Kaç kişi ziyaret etmiş?

29 Kasım 2012 Perşembe

Tim Burton filmleri tadında bir animasyon: ParaNorman

Henüz bugün izlemiş olduğum bi animasyonu, daha tazeyken anlatmak istedim blogumda. Kısa ama öz bir şekilde anlatayım madem.. :)

Film, ölülerle konuşmak gibi bi yeteneği olan, bu yeteneği ve tuhaf davranışları yüzünden etrafındaki insanlar tarafından ucube olarak adlandırılan, babasından bile bu konu yüzünden sürekli azar işiten bir çocuğun hikayesini anlatıyor. Ona hiçbir zaman inanmadıkları için oluyor bunlar tabi.
Amma velakin, bir gün, kendi gibi anormal olan dayısının bir köşede yakalayıp anlattığı bir hikaye ve ricasıyla Norman için işler biraz değişiyor. Norman'ın bir mezarlığa gidip, gün batmadan dayısının söylediği kitabı yüksek sesle orda okuması gerekmekiyor. Ama Alvin yüzünden bunu gerçekleştiremiyor ve yıllar önce ölmüş yedi kişi zombi olarak mezarlarından çıkarak başlıyorlar ortalıkta hırlayarak gezinmeye..

Kardeşini her fırsatta ezmeye meraklı, kendinden başka herkesin sıkıcı olduğunu zanneden, kaslı ve yakışıklı erkekleri görür görmez ağzının suyu akan, arkadaşlarıyla dedikodu yapmaktan accayip zevk alan, ukala, ergen abla Courtney, 

Sessiz tipleri ezmeyi kendine görev edinmiş, aptal, okulun zorba çocuğu Alvin, 

Kilolu olduğu için okuldakiler tarafından dışlanan, ama bunu pek takmayan ve bu duruma inat neşeli ve hayalperest Neil,
Neil'in kaslı, yapılı ama beyni boş, korkak ama buna rağmen gruba dahil oluvarmiş abisi Mitch,
Vee tabiki filmimizin baş kahramanı, sessiz, kendi halinde, insanlardan çekinen, hayaletlerle iletişim kurabilen, bu özelliği nedeniyle de etrafındaki insanların ucube gözüyle baktığı, minik, şirin Norman...

İşte bu tuhaf beşli bir araya gelip bir cadının lanetini ortadan kaldırmaya kalkışırsa ne olur? Bu filmdekiler olur..
Cadı geçmişte kendisine yapılanların intikamını almak için her yıl, belli bir günde uykusundan uyanacak ve uyuyan 7 ölüyü canlandırıp şehre salacaktır. Neden o yedi kişi ve cadı neden böyle bişey yapıyo, onuda ben anlatmiyim.
Öncesinde Tarzan II, Coraline, Corpse Bride gibi önemli animasyonların storyboard'unu çizmiş olan Chris Butler'ın hem yazıp hem yönettiği ilk animasyondur bu. Zaten bi Tim Burton havası sezmiştim izlerkende, meğer zamanında birlikte çalışmışlar ve muhtemelen az da olsa ondan etkilenmiştir diye düşünüyorum. 
Yönetmenin ilk filmi olmasına rağmen hoş bir animasyon olmuş. Sıkmayan, akıcı bir film. Tim Burton tarzını sevenlere tavsiyemdir.. :)
Not: Coralin'i izleyenler bilirler stop-motion tekniğini. Bu filmde o teknikle çekilmiş. Çokta hoş olmuş. Bundan sonra stop-motion'la çekilmiş tüm filmleri izlemek istiyorum. Fazla şirinler :)
 Vee son olarak fragmanıda ekleyip kaçıyorum.

22 Kasım 2012 Perşembe

Bir kadının güzelliğiyle imtihanı: Beautiful...

Uzuun bir aradan sonra herkese merhaba! Özlemişim bloguma yazı yazma faslını.. 
Neyse.. Gelelim bugün bahsedeceğimiz filme. Kendisi 2008 yapımı bir adet Kim Ki Duk filmi olup yine sosyal mesajın dibine vurmuş bir filmdir. Adı: "Beautiful" yani "Güzel"
 Kim Ki Duk filmlerini izleyenler iyi bilirler. Aslında zordur bu adamın filmlerini anlamak, çoğu filmleri semboliktir çünkü. Görünen değilde altında yatan nedene odaklanmanız gerekir çoğunlukla. Aksi takdirde, onun filmleri sizin için anlamı olmayan, tuhaf hatta rahatsız edici filmler olmaktan öteye geçemez. Ama bu film öyle değildi. Derdi neyse, hiç yan yollara sapmadan açık açık anlattı izleyiciye her şeyi. Fazlasıyla gerçekçi bir şekilde hemde.. 
Bu arada Kim Ki Duk bu filmin senaristi ve yapımcısı konumunda. Nedendir bilinmez, bu sefer yönetmenlik işini Jai Hong Juhn'a bırakmış.
Eun Young, son derece güzel, çekici ve zarif genç bir kızdır. Güzelliğiyle öyle çok dikkat çekmektedir ki, kafede otururken liseli kızlar fotoğrafını çeker, imzasını isterler, arkadaşıyla gittiği kuaförde, arkadaşıyla doğru düzgün ilgilenmezler bile, Eun Young'a bedava saçlarını yapma teklifinde bulunurlar, evine hergün onlarca çiçek gelmektedir ve telefonla sürekli rahatsız edilmektedir. Hatta arkadaşının sevgilisi bile Eun Young'a aşkını ilan etmiştir. Bütün bu olanlar Eun Young'u rahatsız etse de yinede güzel giyinmekten ve saçlarını salarak nazlı nazlı ortalıkta dolanmaktan geri durmaz. 

Bu kadar ilgi gören bir kızın sapığı olmazsa olmaz biliyorsunuz. İşte bizim kızımızında bir sapığı vardır pek tabiki. Bu sapkınlık öyle bir raddeye gelir ki, birgün söylediği ufak bir yalan ve Eun Young'un bir anlık saflığı sayesinde, genç adam kızın evine girmeyi başarır. Kız haliyle ondan korkup çığlık atmaya başlayınca, sapığı olacak vatandaş kızı arka arkaya attığı tokatlarla bayıltır ve oracıkta Eun Young'a tecavüz eder. Ardından pişman olur olmasınada iş işten geçmiştir bir kere..
Olaydan sonra bizim güzelleri güzel Eun Young hayata küsmüştür. Sapığı teslim olupta polise olan biteni anlatınca, polisler kızın evine gelirlerde öyle bulurlar kızcağızı karanlık bir odanın bir köşesinde.. 
Bir parkta gördüğü, deli gibi yemek yediği ve kilolu olduğu için insanların tiksintiyle baktığı bir kadından ilham alır ve oda karar verir kilo almaya. Eline ne geçerse yemeğe başlar. Buzdolabını ağzına kadar yiyecekle doldurur ve hepsini aralıksız yer hatta. O kadar abartır ki bu işi, hastanelik olur en son.. Bu kadar yemeye rağmen kilo alamayınca daha farklı bir yol denemeye karar verir. Televizyonda duyduğu aşırı zayıflık hastalığı olan anoreksinin insanları ne kadar çirkinleştiğini öğrenir ve bu kez deli gibi spor yapıp hiç yemek yememeye ve diyet hapları yutmaya başlar. Onada dayanamaz tabi bünyesi. Yine düşüp bayılır sokak ortasında..
Kıscası psikolojisi tamamen altüst olmuştur Eun Young'un. Güzel görüntüsünden nefret etmektedir. Kilolu ve çirkin kadınların güzelleri kıskanmasının aksine, o da kilolu kadınları kıskanmaktadır fazlasıyla. Çünkü güzel olmak ona hiçbir zaman mutluluk getirmemiştir.
Yukardaki fotoğrafta görmüş olduğunuz polis memuru, Eun Young'un tecavüz sorgusu sırasında orda bulunan ve onu evde bulan polis memurudur. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde o da aşık olur Eun Young'a. Kendiyle sürekli çatışmaktadır bu konuda.
Bir yani tıpkı diğer aç gözlüler gibi kızı arzularken, diğer yanı onu korumak ve saf bir sevgiyle onunla ilgilenmek istemektedir. Bu savaşı kazanıp kazanmadığınıda ben söylemiyim :)
Buda kızın parkta bayıldığı esnada yardım etmeden önce çektiği fotoğrafları. Kendi içindeki savaşı gerçekten hiç kolay olmadı...
Şimdi gelelim benim film hakkındaki düşüncelerime: 
Kore'de çirkin kadın olmak zorda, güzel olmak çok daha fazla zor.. Kore'de kadın olmak zor be hocam. Ben ülkemin gözünü seveyim... 
Hepsinden önce kadın muhteşem. O kadar güzel canlandırmış ki o karakteri. Yavaş yavaş deliren bir insanı ve o ruh halini o kadar muhteşem vermiş ki, hayran olmamak elde değil. 
Film konusunda ise ne desem, ne hissetsem bilemedim, sadece içim acıdı... Gerçekten bu kadar basit mi her şey sorusu baya bi kurcaladı kafamı. Tecavüz sonrası kızı sorgulayan adamın "Bu işte sadece onun suçu yok, seninde suçun var. o güzel yüzünü ve endamını gözler önüne sermemelisin. Bir bakıma adamı cezbetmişsin" şeklindeki sözleri, karakoldan çıktıktan sonra bayılmasının ardından başına toplanan erkeklerin "onu hastaneye ben götüreceğim" kavgaları, onu sadece cinsel bir obje olarak gören o kuş beyinli insanların defalarca basit durumlara düşmeleri ve kadının bir kaç kere yalvaran bir şekilde karşısındaki insana söylediği "Yaşamak istiyorum" cümlesi ve özellikle şok eden o en son sahne, filmi şaşkınlıkla izlememe ve erkeklerden nefret etmeme neden oldu bir bakıma. Erkekler kurban edilmiş aslında ama böyle bir konuda başka şekilde anlatılamazdı muhtemelen.. 
Başarılı ve ne anlattığının başından sonuna kadar farkında olan bi filmdir bu. Onun içinde tavsiyemdir. Ama aklınızda bulunsun, filmde her an her şey olabilir... 
Eun Young'un kilolu bir kadınla arasında geçeen bir diyalog:
- Bu kadar güzel olduğuna göre mutlu olmalısın.
Eun Young: Hiçte değil.Çoğunlukla yanlış anlaşılıyorum. Ve doğru kişiyle karşılaşmak hiç kolay değil. Bazen yanlız kalmak istiyorum ama insanlar sürekli rahatsız ediyor.
- Ama ben sana gıpta ediyorum. GÜZELLİK YAZGIDIR.


20 Ekim 2012 Cumartesi

Mim geldi haanıımmm: İlkler ve unutulmayanlar..

Efendiiiiimmm, geldi yine bizim mimci teyze!... Ama bu sefer ilk soru hasebiyle çok zor bi konu hakkında geldi. Bana sorduğu soruya bak! 

 1-Dizi yada filmlerde unutamadığınız karakter/tiplemeler?
2- İlk Dinlediğiniz/sevdiğiniz OST?

İkincisi gayet kolayda, ilki zor be hacı. Nasıl cevapliyim ben onu. Her dizide var illaki bayıldığım bi karakter :D Neyse ilk aklıma gelenleri yazıcam artık..
 1-Dizi yada filmlerde unutamadığınız karakter/tiplemeler?
- Shut Up Flower Boyband \ Joo Byung Hee

En son izlediğim diziden başlamam gayet normal sanırım. 
Onlar benim canım ciğerim Eye Candy'm! Hepsi birbirinden unutulmazdı benim için. Ama ilk bölümlerde bi liderleri vardı ki... Onu hiç unutmicam.. 
O kocaman gözlerinin bide etrafına sürekli siyah kalem çeken, çılgın tavırları olan, aşık olduğu kız onunla ilgilenmezken bile kendi kendine gelin güvey olabilen, heyecanlı, fırlama, hayalperest, uçuk herif!... Sadece onun üzerine bi dizi yapılsa büyük bi zevkle izlerim sanırım. O derece sevdim bu karakteri. Ve bu uçuk, sürmeli adam benim için en unutulmazlar arasına giriverdi işte.. :)


- You're Beautiful \ Jeremy

Hala kulaklarımda çınlar "Go Mi Nam" ve "Jolli" deyişi! O kadar sevimli ve çocuksu bi karakterdi ki Jeremy, yıllarda geçse, üstüne onlarca dizi de çekse benim için Hong Ki, hep Jeremy olarak kalıcak.. Mimikleri bile bi başka güzel adamın yaa!.. :)


-Dream High \ Jason ve Pil Suk

Bu zamana kadar bir sürü dizi izledim. Hala bunlar kadar güzel bi çift görmedim. O kadar tatlı karakterleri ve o kadar güzel bi uyumları vardı ki, onların olduğu her sahneyi yüzümde kocaman bi gülümsemeyle izliyodum.. :)
- Dream High 2 \ Jin Yoo-Jin
Fotoğraftan bile anlaşılıyodur aslında onu unutamama nedenim.. Kedi yaa, tam kedi, gözlere bak :D
Dizide de böyle bi kendi bildiğini okuyan, baskı altında olmaktan nefret eden, asiliğin dibine vurmuş ama arkadaşlarına da her konuda yardım etmekten kaçmayan, küçükken şeker küpüne düşmüş bi insan evladı işte buda.. Çok ama çok tatlı bi karakterdi ve ben bu tipsizi unutamam hacı :D
 -A Gentleman's Dignity \ Hepsi
Uğraşsamda, didinsemde, kafa patlatsamde ben bunların hiçbirini birbirinden ayıramam. Bellki bi ihtimal Im Tae-San'la o cins sevgilisi Hong Se-Ra'yı kenara kenara iteleyebilirim ama onun dışında çiftlerin her biri kendi içinde bi başka muhteşemdi. 
Hmm dur yaa, ben bi ara bu dizi hakkında da yazıyım en iyisi. Böyle kısaca geçmek içime sinmedi çünkü.. :D


-Rooftop Prince \ Hepsi
 Benim ciddi görünmeye çalışan saftirik kralım ve her daim onun peşinde olan 3 salakşörüm.. Unutmaam, unutamam hiçbirini.. Teee eski zamanlardan, 300 yıl sonrası olan günümüze geldiklerinde yaşadıkları şoku bi kendileri bide Allah biliyodur heralde :D Bu şaşkınlığı vermek içinde bünyelerinde barındırdıkları tüm mimiklerini kullanmak zorunda kaldılar haliyle. O adapte olma süreçlerini ve rezilliklerini hiç bir zaman unutamicam :D



-Sungyungwan Scandal \ Geol Oh ve Yeorim
Diziyi izlemeden önce o kadar çok duydumki Yeorim ismini.. Adını her duyduğunda insanlar bi iç çekip "Ahh Yeorim" şeklinde tepkiler veriyolardı. Diziyi izledikten sonra anladım nedenini. 
Bu ne mthiş bir karakterdir Allah'ım! O senaristin o karakterleri oluşturduğu beynini seviyim! Ben kendine bu kadar güvenen başka bi insan daha görmedim. Bide normalde öyle olmamasına rağmen, çocukluk arkadaşı Geol Oh'a çok farklı bi ilgi duyuyo ve bunu ona belli etmektende hiç çekinmiyo zıpır. Geol Oh'nun kurtarıcı meleği gibi bişey zaten. O ne zaman başına iş açsa, Yeorim sayesinde kurtardı paçayı..  :D Geol Oh bambaşka dünya zaten. Soğuk ve insanlarla ilgilenmiyo gibi görünüyo ama ne biçimde ilgileniyo aslında. Yeorim'i de çok sever ama onun düşündüğü gibi değil tabi.. Aman çok güzel bi ikiliydi bunlar yaaa!...  :D



-Secret Garden \ Oska

İlk göz ağrımdır Secret Garden. Yeri çok başkadır bende.. Karakterlerde aynı şekilde tabiki. Ama bi Oska var ki... Şarkıcı, şımarık, kendini beğenmiş, rüküş giyinen bi fırlama. Yaşıda büyük yaa, fırlama demek tuhaf oluyo ama öyle yani :D Kim Joo Won'la olan atışmalarınında tadı çok başkaydı.. :)


-Hanazakari No Kimitachi e \ Nakatsu
Nakatsu için ne desem eksik kalır heralde. Hakkında sayfalarca yazı yazabilirim. Bi girersem çıkamam, onun için çok yüzeysel anlatıcam. Adam mimik makinası resmen! Ben bunun kadar güzel mimik yapan bi insan daha görmedim. Öyle sağlam ifadeleri var ki, dramıda oynuyo en kralından, komediyi de... Bu diziyi bu kadar ünlü yapanda en önemli karatkterde Nakatsu'dur zaten. İçinden kendi kendine konuşmaları, bunu yaparkende hareketleriyle bunu desteklediği anlar gülmekten yerlere yatardım. Aah ah.. Kısa kesmeli bence. Bu yazı çok uzar yoksa.. :))




İlk soruyu burda bitiriyorum. Herkesi dahil edemedim. Yoksa ben bu yazıyı uzunluğu yüzünden kimseye okutamam heralde. :D

2- İlk Dinlediğiniz/sevdiğiniz OST?

Bunun cevabı kısacık işte. İlk dinlediğim Ost'lar haliyle Secret Garden'ın ostları oldu. Hepsinide seviyodum aslında. Ama hala dinlemekten çok zevk aldığım Ost'unu söylemem gerekirse oda Baek Ji Young'un That Man şarkısıdır. 

26 Eylül 2012 Çarşamba

Bazen sadece bir afiş, o filmi izleme isteği uyandırabilir insanda…

A Reason To Live - Yaşamak İçin Bir Neden


Görmüş olduğunuz afiş A Reason To Live (Yaşamak İçin Bir Neden) isimli bir Güney Kore filmine ait. Ve ben bu filmi sadece afişi yüzünden izledim ve filmi izlemeye karar verdiğimde filmin adını bile bilmiyodum…
Nedenine gelince… Her şeyden önce afişe baktığımda ilk olarak kadının gözlerine takıldı gözlerim. Bir süre başka yere bakamadım zaten. Hani, anlatmak istediğin çok şey vardır da boğazında düğümlenir ya herşey, düğümlenir de tek kelime edemezsin… Onu gördüm işte bakışlarında, hikayesini bile bilmeden üzüldüm kadına… Öyle çaresiz ki bakışları, yardım arar gibi sanki, ama bulamamış belli ki… Çaresizliğin hüznü kaplayıvermiş gözlerini, bakışlarını…
Ardından o sarı şemsiye.. Sımsıkı tutmuş şemsiyeyi iki eliyle. Yağmurdan korunmak değil onun asıl derdi, ıslanmış zaten. Ama şemsiye var ya şemsiye.. Çok değerli onun için. Anlamı büyük…

 
Ardından nihayet filmi izleyebildim bir kaç gün önce. Ve o an şunu anladım; oyunculuk muhteşem birşey! Çünkü ben afişte ne okuduysam, kadın onu verdi bana filmde..
Bütün film boyunca hep bulutluydu bakışları, sadece yaşamış olmak için yaşıyordu sanki, bu dünyada onun için ayrılan sürenin sonuna gelebilmek için yani… Çünkü nişanlısı ölmüştü. Acemi ve genç bir motorcunun yüzünden hemde, çarpıp kaçmıştı motorcu onun o çok sevdiği nişanlısına. 


O günden sonra yüzüne yerleştirdiği her gülümseme, annesinin topuklu ayakkabısını giyipte yürümeye çalışan küçük bir kız çocuğu gibi abes ve eğreti durdu yüzünde… Ama o kadar iyi niyetli bir kadındı ki, motorcu çocuğu affetti genç kadın, çocuğun ailesine ve annesinin gözyaşlarına kıyamadı çünkü.. Ardından başladı, kendisiyle olan iç savaşı. Affetmek doğru muydu? İşe yarayacak mıydı? Peki ya affedince o kişi bir daha suç işlemeyecek miydi yani? Yoksa tam tersine mi dönecekti her şey? Nasılsa affedildim diye başka bir suça mı bulaşacaktı? Ve genç kadın bu sorularına cevap bulduğunda, bazı şeyler için çok geçti artık…
Bir de şemsiye demiştik ya hani… Gerçekten önemliydi…

Sakin ve durgun bir filmdi A Reason to Live. Ama hiç sıkılmadım. Böyle filmler çok daha farklı deneyimler tattırır insanlara, deli gibi aksiyon ve olaylı sahneler görmezsin belki ama oyunculuğun lezzetini farkedersin çoğu zaman yada sahnelerin etkileyiciliği dikkatini çekmeye başlar. Bazı ayrıntıları farkedersin, filmin sakinliği, film hakkında düşünme imkanı verir sana ve bir gülümseme yerleşir dudaklarına… Sonra bir bakmışsın, sinema da senin hayatında "Yaşamak İçin Bir Neden" oluvermiş…
Unutmadan, merak edenler için: Filmin başrolündeki bayanın adı Song Hye Kyo… 

 

30 Ağustos 2012 Perşembe

Jung Il Woo Türkiye'ye mi Geliyor?!

Efendiim! Bildiğiniz üzre ben bir sinema delisi olmamın yanı sıra, adı üstünde aynı zamanda birde KoreCan'ım. Ve sadece sinema veya dizi izlemekle kalmayıp çeşitli işlerede mümkün olduğunca dahil olmaya çalışıyorum. Şimdi bu yazıyı okuyan herkesten bir ricam olacak...

 
Biz yepyeni bir projeye kalkıştık. Hedefimiz şu:  
Jung Il Woo'yu Türkiye'ye getirmek! 
Bunu başarabilmek içinde sistemli haraket ediyoruz ve herşeyden önce bir imza kampanyası başlattık. Il Woo'nun Türkiye'ye gelmesini isteyen herkesten elektronik imza topluyoruz. Büyüük bir sayıya ihtiyacımız var ve bunun içinde elimizden gelen herşeyi yapıyoruz. 
Öncelikle şu sorunun cevabıyla başlayalım.  
Jung Il Woo kimdir?


Jung Il Woo 1987 doğumlu Koreli bir oyuncudur. Aynı zamanda mankenlikte yapmaktadır. Yer aldığı diziler pek çok kişi tarafından severek takip edilmektedir. Öncesinde de My Fair Lady, The Return Of Iljimae (başrol) gibi dizilerde yer alsada 2011 yılında yayınlanan 49 Days dizisindeki rolüyle popülerliğini fazlasıyla artırmıştır. 


Dizide ölenlerin ruhlarını almak için gelen ruh bekçisi rolünü başarıyla canlandırmıştır ve o rolününde etkisiyle herkes onu ruh bekçisi olarak tanımaktadır (bir çok kişi hala adını bile bilmez. Ruh bekçisi olarak adlandırırlar kendisini) :)


O dizinin hemen ardından Flower Boy Ramyun Shop isimli romantik komedi dizisinde başrolü yani Cha Chi Soo karakterini canlandırmış, o dizi bittikten sonra ara bile vermeden tarihi ve fantastik bir dizi olan The Moon That Embraces The Sun isimli dizide kralın abisi rolünü canlandırmıştır.


Kısaca Il Woo'nun özelliklerine gelince... Gülmeyi çok ama çok seven bir insandır Il Woo. Eğlenmeyide çok sever. Yanında kimse olmasa bile kendi kendine şarkı söyleyip oynayan bi insandır o. Adrenaline bayılır. İki defa arka arkaya bungee jumping yapmışlığı var. MTV'de yayınlanan bi program sayesinde gözlerimle gördüm. İlk defa yaptığı halde zerre korku belirtisi göstermedi. Ki zaten ikincisi tamamen kendi isteğiyleydi. :)
Arkadaşlarıyla bağları çok kuvvetlidir. Küçüklüğünden beri tanıdığı Lee Min Ho ve Kim Bum'la hala sık sık görüşmektedir. Min Ho'nun da, Il Woo'nun da alkolle arası yoktur. Onun için Lee Min Ho'yla bir araya geldiklerinde evde takılmayı tercih ederler.

Yardımseverdirde aynı zamanda bizimki. Elinden geldiğince ihtiyacı olan herkese yardım etmeye çalışır. Hatta daha bir kaç gün önce yardıma muhtaç çocuklar için eşyalarını satışa çıkardı. Bayada bi ilgi gördü bu etkinliği... 
Çokta mütevazidir aynı zamanda. İki tane Türk kızı bizzat kendisiyle kısa sürede olsa görüştüğünde onlarla gayet güzel ilgilenmiş. Kızlar Türkiye'de seveninin çok olduğunu söylediğinde fazlasıyla şaşırmış ve mutlu olmuş. Bizim kızlar teşekkür ettikçe, Il Woo'da onlara teşekkür etmiş. Birde fotoğrafları var hatta. Ama eklemiyim, kızlar istemez belki.. Birinin yerine iki günlük radyo yayını yaptığı sırada bizim kızlarda izlemiş onu. Kalabalık fan grubu arasında tek yabancı bizimkilermiş. Ve ellerinde Türkiye yazılı bi kağıt varmış. Kamera özellikle kızları çekince Il Woo'nunda dikkatini çekmiş ve gülümseyip el sallamış onlara...
Farklı bi sempatisi vardır Il Woo'nun. Bugüne kadar onu sevmiyorum diyenine rastlamadım. Sanırım hem çocuksu hemde içten ve samimi olmasından kaynaklanıyo bu. Onun nasıl biri olduğunu insanlardan dinledikçe benim sevgim daha çok artıyo tabi... :)


Aşağı yukarı böyledir işte bizim Il Woo. 49 Days'ten beri en sıkı takipçilerinden birisiyim sanırım. Hiçte pişman etmedi sağolsun beni bugüne kadar.
Dizilere ara verdi bu ara, reklam çekiyo bol bol. Dört gözle bekliyorum yeni dizisinide henüz öyle bi haber yok malesef.
Neyse daha fazla uzatmiyim. İmza için girmeniz gereken site şu: 
İmza projemiz
Anlamakta zorlananlar içinde yapmanız gereken ise kısaca şu:
Sign the petition tuşuna basacaksınız. Çıkan sayfada yanında kırmızı yıldız olan her kutucuğu doldurmalısınız. Firs name: Adınız, Last name: soyadınız, altına mail adresiniz, country or regiondan ülkenizi seçtikten sonra Verification Code kısmınada kutucukta yazan harf ve rakamları yazıp sign tuşuna basarsanız işlemimiz tamamlanmış olacak. Short Comment to Target kısmınada isteğe bağlı olarak çalışmamızla ilgili içinizden geçenleri yada hedefimize söylemek istediklerinizi yazabilirsiniz.


Onu buraya getirme düşüncemiz imkansız gelebilir bazılarınıza, normaldir. Ama emin olun bu tür projeler olmadan o insanlar buraya gelmez. Gelmesininde bi anlamı olmaz zaten. Birileri davet etmeli ki, farketsinler bizi. Sadece 2-3 dakikanız yeterli bu işlem için. Desteğinizi esirgemeyin olur mu? Şimdiden teşekkürler... :)
Birde Yeppuda'da bi konu açmıştım bu konuda. Bakmak isterseniz onunda adresini vereyim:
Bu kadar söyleyeceklerim. Okuduğunuz ve zaman ayırdığınız için teşekkür ederim.


Not: Şu an imza sayımız 102 oldu. Ama yetmez tabi. Daha çok imzaya ihtiyacımız vaar.. :)